Köy Hakkında Genel Malumat
Çankırı Yöresinde Kullanılan Mutfak Takımları PDF Yazdır E-posta

Çankırı Yöresinde Kullanılan Mutfak Takımları;

 

Güdü

Topraktan yapılmış dibi yuvarlak, ağzı dar, divarı yüksekçe olur.

 

Göveç: Topraktan yapılmış dibi düz ağzı ile müsavi olur divarı yüksek olmaz.

 

Tencire: Başlıktan yapılmıştır.

 

Kuşane: Dibi ve ağzı düz ve müsavi divarı yüksek olur.

 

Depni: Bakırdan iki kulplu ve yaslı olur. Hacılar zemzem getirirlerdi.

 

Hercai: Küçük kazan demektir.

 

Kazan: Çamaşır yıkamaya mahsus bakır.

 

Sahan: Yemek yemeye mahsus bakır.

 

Leğen: El yıkamaya mahsus bakır.

 

Lenger: Bakırdan Kuzu ve çoluk koymaya mahsus büyük tabak

 

Kevgir: Bakır süzgeç saplı sapsız olur.

 

Saç: Şebit ekmeğini pişirmeye mahsus demir ( çevirince et yemeği de pişer, bunda pişen saç kebabı meşhur ve nefistir.)

 

Saç ayağı: Bir müsellesin üç köşesine konulan aya demirden yapılır.

 

Oklağaç: Hamur açmaya mahsus düz ve yuvarlak parmak kalınlığında 75 cm uzunluğunda ağaç.

 

Ok: Dalın ince ve daha uzun baklava hamurunu açmaya mahsus ağaç.

 

Bitleğeç: Şebidi çevirmeye mahsus el genişliğinde tahta.

 

Yaslağaç: Kısa ayaklı hamur açmaya mahsus ceviz tahta.

 

Çarh işi: Dibi yuvarlak ağzı geniş bakır tencere.

 

Et Tahtası: Yuvarlak veya dört köşe cevizden yapılmış bir karış kalınlığında Et kıymaya mahsus tahta.

 

Nacak: Et kıyacak demir (Dervişlerin omzunda taşıdıkları saplı ve nısıf daire şeklindeki demire de Nacak derler.)

 

Eğsiran: Ağzı geniş bir karış kendinden saplı hamur kazımaya mahsus demir

 

Hamur teknesi: Hamur yoğurmaya mahsus tahta.

 

Sürgüç: Bulaşık kaplar temizlemek için kullanılan paçavra.

 

Saplı: Bulguru kazandan çıkarmaya mahsus bakır kulplu tas.

 

Aş Leğeni: Çorba koymaya ve az miktarda hamur yoğurmaya mahsus bakır

 

Şip: Ekmek yağlamaya mahsus ucunda bir parça bez bağlı ufak ağaç.

 

Şebit: Bazlamacın biraz daha geniş yapılmış yufka ekmeğinden küçük ekmek.

 

Yedek: davetlerde kahve biçen ufak güvüm

 

Ocak Işıklığı: Buna ocak eşeği de derler. Dört parmak kalınlığında arka ayağı üstüne oturmuş arslan şeklinde olup ocağın içini görmek için üzerinde çıra yakarlar. Buna çıralık da derler.

 

Çıra: Yağlı odun köylerde kaz yerine kullanılır.

 

Kaynak: Çankırı’da Duygu Gazetesi, 1930. (Şeyhoğlu Hasan Üçok).

 
sizden_gelenler PDF Yazdır E-posta

.

 
Lakaplar PDF Yazdır E-posta

LAKAPLAR

 

1934 yılı öncesi Türkiyemizde soyismi diye bir şey yoktu. 1934 yılında çıkan Soyadı Kanunu, bu duruma büyük ölçüde son vermiştir. Herkesin bir soyadı taşıması, aynı göbek adını taşıyanları birbirinden kolayca ayırmaya yetiyordu.

Lakab sözcüğünün anlamı şöyledir: "Bir kimseye ya da bir aileye kendi adından ayrı olarak sonradan takılan o kimsenin ya da ailenin özelliğinden kaynaklanan ad."

Takma adlar çok çeşitli nedenlerle insanlara takılırdı, ya da takılır.

Örnek: Bir hayvana benzetilerek, fiziksel bir özelliğinden dolayı(ten rengi, göz rengi, saç rengi, bıyık rengi gibi), yapmakta olduğu işten dolayı, bir becerisinden ya da buluşundan dolayı ve şu anda aklıma gelmeyen daha bir çok nedenle bu takma adlar kişilere verilirdi ve verilmeye de devam edilmekte.

Takma adla kişi ile öyle bir özdeşleşirdi ki asıl ismini anımsamak biraz zaman alırdı. Hatta bazan, insanlar birbirine sorardı (özellikle günümüzde) doğruyu bulmak için. Bazan da şaka konusu olurdu asıl adın hatırlanamaması.


KÖYÜMÜZÜN LAKAPLARI


Soyismi kanunu gelmeden önce bizim köyümüzde de lakablar çok kullanılırdı. Kişinin tipine, geçmişte başından geçen bir olaya, diğer insanlardan farklı bir yapısına vb nedenlere dayanarak lakablar takılırdı. Saçın döküldükçe isminin önüne "Kel" takıldı. Belki birazcık gözünde kayma vardı ama isminin önüne hemen bir "Kör" konulurdu. Belki komikçe veya delice bir hareket yaptın ama sonuç adın Deli …. oldu. Hacca gittiysen "Hacı …" oldun.

Birde köyümüzde bazı soyisimler mevcuttur. Bunların zaman içerisinde nerden geldiği veya nereye gittiği bilinmez. Devamı gelmeyen soyisimlerinin ya kökü bitmiştir, ya da o aslen bizim köylü olmayıpta köyümüze gelen bir öğretmenin veya Hocanın aileleridir.

Çoğu Köylerde olduğu gibi bizim köyümüzün insanlarında da bulunan bir özellik, "K" ile başlayan her kelimeyi "G" ile söylemeleridir. Türkçede zaten zorluk çeken benim gibilerini bazen bir yazı yazarken "K" ile mi başlıyordu yoksa "G" ile mi diye bayağı düşündürür.

Nerden geldiğini bilmezsen, nereye gideceğini bilemezsin. Bende kökümü asla unutmamaya kararlıyım.

Eksiklerimle, yanlışlarımla, köyümün geçmişe dayanan lakablarını, isimlerini bir araya getirmek istedim. İnşallah zaman içerisinde eksiklerim varsa tamamlanır, yanlışlarım varsa düzeltilir.

Saygılar

 

lakap soyad
HATIPLAR AKPINAR
KELALİLER AKTAŞ
MERAKLAR AKTAŞ
SÜLÜKLER AKTAŞOĞLU
HACIGİL AKYOL
TAHİR MAHİRLER AKYOL
TIKTIKLAR AKYOL
ÇAKIRGİL AKYOL
CODULAR ALEMDAR
GACARLAR ALEMDAR
FELLAHLAR ALEMDAR
ALTINTAŞ
GÖDELER ALTUNTAŞ
NALLILAR AYDOĞAN
BAĞCI
SİYFİTTİLER BARAN
KIRCALAR CANDENİZ
CIMBARLAR CİMBAR
PERİŞANLAR CİMBAR
SAFİYELER ÇAĞLAR
KARABİBERLER ÇAKIR
VELİGİL ÇEVİK
SARIHÜSEYİNLER ÇEVİK
DOLMACI DELİMEHMET
ÇERKEŞLER DEMİRALAY
TAVUKÇULAR DEMİRALAY
ESKERAHMETLER DEMİRALAY
KÜRTOSMANLAR DEMİRHAN
DELİKADİRLER DEMİRTAŞ
SOLAKLAR DEMİRTAŞ
DURMAZ
ÇETELER EMİRAHMET
COMCOMLAR EMİRAHMET
FATMALAR ENİŞTE
HAKİMAĞLAR ERTÜRK
AŞIKLAR GÜVENDİ
ÇİLHASANLAR GÜVENDİ
DÖKMEZLER KAHYA
ELLİBEŞLER KAHYA
KALAYCI
ÇİYANLAR KARAALİ
İLYASLAR KARAALİ
CÜCEOSMAN KARAALİ
TERZİGİL KARAALİ
HÜDÜTLER KARAALİ
DELİGÖZLER KARAALİ
KARAMUSTAFA
ÖRTÜLÜLER KARAMUSTAFAOĞLU
HOROZLAR KELALİOĞLU
SEYCİLER KELEŞ
ÇENTELİLER KELEŞMEHMET
KELHASANOĞLU
ÇAKIRHOCAGİL KOÇ
BIDIKLAR KINALI KOÇ
SAKARLAR KOÇ
MANSARLAR KOÇ
AŞÇILAR KOÇ
DANACILAR KURT
LEHBİGİL KURT
HÖÇÜLER KÜRTHASAN
HASİPLER KÜRTHASAN
KÜRTHASANOĞLU
NADARLAR NADAR
ÇOLAKLAR ODABAŞI
ESMELER ODABAŞI
YAMUKLAR OFLAZ
PİRELLİLER OKCU
OKÇULAR OKCU
ÖNAL
ALİAĞALAR ÖNDER
HACI KAMİLLER ÖNDER
MUBAŞİRLER ÖNDER
CEHENDEMLER ÖNDER
KARAMUSTAFALAR ÖNDER
CAFARLAR ÖNDER
GÜDÜKLER ÖNDER
KARAİBRAİMLER ÖNDER
HACILAR ÖZDEMİR
ISSAKLAR ÖZDEMİR
ARMUTÇULAR ÖZEL
HALİTLER ÖZEL
KELHASANLAR ÖZMEN
SIKIŞLAR ÖZMEN
ŞAKŞAKLAR RECEP
HAYTALAR RECEP
KIYGANALAR RECEP
TIRIKLAR RECEP
ONBAŞILAR RECEP
CIVDIRLAR RECEP
AHMETÇAVUŞLAR SARIKAYA
KUŞÇU İSMAİLLER SARIKAYA
PAŞA GİL SARIKAYA
BOYNUEĞRİLER SARIKAYA
ÇORLULAR SARIKAYA
MEHBOPLAR SARIKAYA
HURŞİTLER ŞAHİN
ŞEN
BORUKÇULAR TUNÇ
HÖÇÜLER TÜRKOĞLU
DURNALAR UZUNOSMANOĞLU
ÜÇKARIŞOĞLU
HOCAGİL ÜNVER
KEŞAN YILMAZ
TONTULAR YILMAZ
KAMALIGİL YILMAZ
ÇIBIKLİGİL YILMAZ
UZUN HAMDİLER ZAİM
SAYMALAR ZAİM
REHMELER ZAİM
BOLPAÇALAR ZAİM
ŞAKİRLER ÖZEL
 
Sosyal İlişkiler PDF Yazdır E-posta

SOSYAL İLİŞKİLER

a) Köy Odaları:

Günlük konuların ve köy sorunlarının konuşulduğu, bunun yanında düğün, nişan, mevlit ve yaran toplantılarının yapıldığı köy odaları aynı zamanda bayramlaşmanın yapıldığı misafirlerin yedirilip içirildiği, barındırıldığı yer olarak özelliğini muhafaza etmektedir. Yabancı misafirler köy ve mahalle odalarında ağırlanır. Bu odalardan birkaç tanesi halen özelliğini kaybetmeden köyümüzde varlığını sürdürmektedir.

b) Yaran:


Yaran kış aylarının vazgeçilmez eğlencesi, kendine has düzeni ve töreni içinde yapılan gençler toplantısıdır. Yaran topluluğu, çevre halkının gençlerini eğiten adeta bir halk okuludur. İki “Başağa” tarafından yönetilir.
Başağa seçilecek kişi, o mahallenin evlerine girip çıkabilecek güvenilir, askerliğini yapmış, gün görmüş, usul erkan bilir, hatırı sayılır, sözünün eri, delikanlı kıymetini bilir,onların eğitmekte ve yönetmekte usta olan kişiler arasından aday gösterilir. Mahallenin ileri gelenleri ve yaşlı kişileri aralarında, gençlerini teslim edecekleri Başağaların eleştirisini yapar, namzet kişilerden birisine Başağalık teklif edilir. Teklifi alan kişi hemen kabul etmez, herkesin kendisini eleştirmesine fırsat verir. Daha sonra yaşlılardan birisi “tamam tamam yanına arkadaşını seç" der, gençler alkışlayarak kabul ettiklerini belirtirler. Başağalık için verilen ziyafete gelenler Yaren uşaklığını, Yaran efratlığını, yaranlığı kabul etmiş sayılır.
Bu toplantının sonunda yaran masrafının ne olacağı, ocak yakacakların eşlenmesi yapılarak listeye alınır. Ocak yakma, yaran masrafını, ziyafet sofrasını kurma ve masrafını karşılamak demektir. Yaranın Çavuşu seçilir. Çavuş, Başağaların emir ve isteklerini uşaklara (Yarana) duyuran bu topluluğun ayak hizmetlerini gören kişidir. Çavuş yaran masraflarına iştirak etmez.
Yaran topluluğu, çavuş ve çalgıcılar hariç 24 kişiden meydana gelir. 24 Yaran, 24 Oğuz boyunu temsil eder.
Başağalar ilk derslerini, toplulukta nasıl oturup kalkacaklarını, misafiri nasıl karşılayıp uğurlayacaklarını, yaran içinde ve dışında nelere dikkat edeceklerini bir bir uşaklara yani efrada söylerler. Sözleri kesin uygulamaları acımasızdır. Uşaklar, Başağaları adım adım takip ederler, gözleri Başağa'nın işaretini isteğini bekler, saygıda ve hürmette kusur etmemeye çalışırlar.
Yakılacak ilk ocak Başağalardan birisinindir. Diğer başağa son ocağı yakar, yaranlardan iki kişi bir ocak yakar.
Ocak alan ocak yakacak kişiler, yaren gecesi için uygun bir ev veya mahalle odasını döşer. Belirtilen saatte yaran gelir, yaranlar oda dışında ayakkabılarını çıkarır. Oda içine giren yaran oda ortasına kadar gelir, sağ elini son göğsü üstüne götürür ve odadakileri "Selamünaleyküm Yaran" diyerek selamlar, odada bulunan herkes ayağa kalkar "Aleykümselam" diyerek karşılık verir. Toplantıya katılan yaranlar yaş sırasına göre yukarıdan aşağıya doğru yerlerini alırlar. Başağalar gelinceye kadar ya sohbet ederler ya da (ücret karşılığında tutulan) sazcı, darbuka, kaşık, ve zil eşliğinde bildikleri türküleri çalıp söylerler. Çavuş her an tetikte olup geleni gideni kontrol eder. Başağa yaranı selamlayarak yerini alır. (Başağalar karşılıklı köşelerden birkaç yatak üst üste konmuş ve üzeri halı örtülmüş, yarandan yüksekçe yerlerde oturur.) Önce Başağa yerine oturur, onun oturuş düzenine göre yaran da yukarıdan aşağıya otururlar. Başağa ve uşaklar karşılıklı olarak "Merhaba Başağa", "Merhaba Yaran" veya ismini söyleyerek selamlaşma biter. Başağalar odaya beraber veya ayrı ayrı gelebilir. Bütün toplantıyı Büyük Başağa yönetir. Büyük Başağa'nın dışarı çıkması durumunda Küçük Başağa yareni yönetir.
Başağalar yerlerini aldıktan sonra ocak sahipleri toplantıya çağıracakları misafirlerin listesini Başağa'ya sunar. Bunun dışında gurbetten gelen bir misafir varsa Çavuş tarafından Başağa'ya duyurulur. Başağa uygun görürse efraddan birisini görevlendirerek misafiri yarene davet eder. Görevlendirilen yaran tek dizinin üstüne gelerek Başağadan emiri alır, sağ elini göğsüne tutarak geri geri çıkar. Misafiri ile birlikte odanın ayakkabılığına gelen görevli yaran, topluluğa "Buyurun" diye seslenir. Başağalar ve efrad (yaran) misafiri ayakta karşılar, odaya giren misafir topluluğu selamlar "Cümleden selamünaleyküm, muhabbetiniz şen olsun" der, kendisi için gösterilen yere geçer, ayakta bekler. Başağa "buyurun" der oturur. Bütün yaranlar ve misafir de oturur. Yine Başağalardan başlanarak misafir "merhaba" ile selamlanır. Misafir Başağaların selamını aldıktan sonra "cemaate rahmet, cümleden merhaba" diyerek cümleleyebilir. Her gelen misafire aynı muamele yapılır. Çay ikram edilir. Misafir geldikten sonra sazlar susturulur. Başağa "mendilleri ortaya atın yüzüğe başlayalım" der.
Yüzük oyunu için 9 mendil atılır. Başağaların önlerine de mendilleri kaldırmak için uzun birer sopa bırakılır. Yüzüğe başlayacak tarafı bulmak için yazı tura atılır veya iki mendile yüzük saklanır, bulan Başağa oyunu başlatır.
Başağalar tarafından oturan yaranlarla (uşaklarla) iki ekip olur. Saklama hakkını kazanan taraftan bir uşak, elinin içine aldığı yüzüğü (bu yüzük şeker de olabilir) dokuz mendilden birinin altına sezdirmeden saklamaya çalışır. Karşı taraf çok dikkatli izler, mendil saklaması bitmeden, karşı tarafın bir mendil kaldırma hakkı vardır.
Bu kaldırılan mendilden yüzük çıkarsa saklanan oyuncu, orta yerde patır kütür
itilir. Boş çıkarsa saklayan taraftan birisi "kim sezdi bunu" diye seslenir. Aynı taraf hep bir ağızdan "atın kapıya onu" diyerek oyuna hız ve hırs verirler. Yüzük saklanması bittikten sonra, yüzüğü bulacak Başağa sıradan ekibine yüzüğün hangi mendilde olduğunu sorar, en çok sezilen mendil kaldırılır. Yüzük onda çıkarsa saklama hakkı onların olur.1. mendilde bulunmazsa artık boş mendiller aranır. Boş diye kaldırılan 2. mendilde yüzük çıkarsa saklayan taraf 12 sayı alır. 3. Mendilde çıkarsa 9 sayı, 4. Mendilde çıkarsa 6 sayı, 5. Mendilde çıkarsa 5 sayı, 6. Mendilde 4 sayı, 7. Mendilde 3 sayı alınır. İki mendil kaldığında mendil bulunmuş sayılır. Bu sefer arayan taraf saklar. Böylece yüzük saklama sıra ile devam eder. Ancak, yüzük saklanırken sezilir ve dönerek alınırsa veya saklandıktan sonra ilk mendilde bulunursa saklama karşı tarafa geçer. Sayı alan taraf devamlı saklar. Oyun kazanma sayısı 51 'dir.
Yüzük oyununda yenen taraf:
Gelin şunlara varalım, Halin hatırın soralım,
Yüzükçü başını bulalım,
Hey yeleli, bunlar nereli,
Akşamdan ben, yatsıdan sonra
Bilir oynar, bilmez oynar
Enginlinin arabası,
Tahtadandır darabası,
Yüzükçüler gıradası
Of yelelelli, bunlar nereli,
Koca yüzük şaşkınları
Akşamdan beri, yatsıdan sonra
Bilir oynar, bilmez oynar.
Yenilen tarafın ayaklarına teperler.
Yenilen tarafa ceza verilmek için Başağa'nın izin alınır. Cezalar ferdi de olur, hepsine birden de olur. Cezalara birkaç örnek verelim. Yenik taraf Başağası misafirleri ve uşakların tamamı dışarıya çıkarılarak bir kurbağa bulup getirmeleri istenir. Bir sincap bulmaları istenebilir, uzak tepelerden bir hedef gösterilip oraya ateş yakmaları istenebilir, oda içinde verilen cezalar ise; yenik taraf oyuncularından bir duvar örülür. Bir usta bir çırak ellerine ip ve sopa alarak duvar örerler, bu arada ip çekilince fazla yerler kırılmaya, çukur yerler ipe göre doldurulmaya çalışılır. Veya bir onbaşı bir manga askeri teftişe hazırlar, yat-kalk, sağa-sola dön komutları ile hazırlar, bir subay içeri girer teftiş eder, göz kulak, ayak tırnak muayenesi yapar, çeşitli eza cefa ile uşakların tahammülü, mertliği, mukavemeti, gözü pekliği oyunları pekleştirir.
Yüzük yorgunluğundan sonra Başağa'lar "Tamus" diyerek rahat oturma ayak uzatma izni verirler. Tamus rahatlığında, kolonya çay, sigara ikram edilir.
Bu arada, araçlı gereçli, kostümlü orta oyunu yapmak isteyen kişi yapacağı oyunu Başağa'nın kulağına söyler, Başağa izin verirse oyuncular dışarı çıkar, hazırlıklarını yapar, oyunlarını sergiler.
Yaran süresince Başağalardan veya misafirlerden birisi kendi sigarasını kendileri yakarsa veya çay içer de boş bardak elinde kalırsa ocak yakan yaran için çok kötü puan olur. Bütün uşakların gözü misafir ve Başağalarda olmalı, sigara paketi ele alındığında kibrit veya çakmak önünde yanmış olmalıdır. Böyle bir hizmet için ortaya çıkan uşak arkasına Başağalara dönemez, eli göğsünde geri geri çıkar.
Yaran sohbet ve eğlenceleri arasında bilmeceler, sorular sorulur. Eğlendirici taklitler yapılır, oturak oyunları yapılır, Mutlaka olan eğlence ve muhabbetin birisi de karşılıklı iki yaranın, saz darbuka, zil ve kaşık çalınarak oyun havalarına uyumlu olarak oynamalarıdır. Bir oyun havası süresince "savak" denir. Bir savak oynanan oyuncular Başağa'dan müsaade ister, Başağa, ya bir savak daha oynayın der veya yerinize falancaları kaldırın diyerek muhabbete devam edilir.
Oyunlardan sonra sıra yemek yemeye gelir. Yemeğe başlamadan önce gelmiş geçmiş yaranların ruhuna fatiha okunur. Hazırlanan leğen ve ibrikler ile eller yıkanır, havlu ile kurulanır. Bütün bunlar bir kaide sinsilesi içinde yapılır. Yemeklerin hazırlandığı Başağa'lara bildirilir. Başağalar sofra düzeninin alınmasını ister. Sofra bezleri serilir, küme küme herkes sofra etrafında çevrilir, yemek servisleri yapılır. Başağa'lara "tamam" işareti verilir. O da "buyurun" der, yemeğe başlanır. Yemek sırasında pilav orta yere konduğunda, Büyük Başağa "yolumuz, yolsuzumuz varmı?" diye sorar. Çavuş da bu soruya "Adalettir Başağam" yanıtını vererek suçlunun veya şikayetçinin önündeki pilavın içindeki kaşık dikili kalır. Yemek bitimi sonunda el yıkama, kurulama işlemleri tekrar yapılır, herkes yerini aldıktan sonra tekrar kahve içilir.
Yemeğin sonunda misafirler izin ister, Başağalar da "misafirlerin ayakkabılarına bakın" der, misafirlerin ayakkabıları kapı ağzına dizilir, bu arada sazlara işaret edilir, sazlar uğurlama havası olarak "Ey Gaziler yol göründü bize" türküsünü çalıp söylerler, Bütün yaran misafirlerini ayakta, saza göre tempo tutarak yolcu ederler. Ayakkabısını giyen misafir Başağa'lara ve yaran ekibine dönerek "Cümleden Allahaısmarladık, Allah ağzınızın tadını bozmasın" der, Yaren ekibi de "güle güle yine bekleriz" diyerek uğurlanır.
Misafirler uğurlandıktan sonra Başağalar yaranın değerlendirmesini yaparlar. Hoş olan ve olmayan hareketler belirtilir. Usulde kusur edenler ikaz edilir. Suç teşkil eden davranışlar cezalandırılır, izinli olarak toplantıya katılmamış uşakların (yaranın) payı ayrılır. (Pay, toplantıda yenilen helvalardan o kişiye düşen paydan paketlenip ayrılar hissedir.) Gelecek ocağı yakacak kişilere eşya ve araçları teslim edilir. Başağalar -"başkaca görülecek konumuz var mı?"- deyi sorar. Şikayet var ise davacı Başağa'nın önüne iki diz üstü oturur. Şikayetini söyler. Şikayet edilen de onun yanına iki diz üstü oturur. Başağalar her ikisini de dinledikten sonra haksız olana uygun gördükleri cezayı verir. Bu cezalar yaran toplumundan çıkartmak da olabilir. Yaran dışı davranışlar ve hareketler cezaya tabidir. Başağalar "gidebilirsiniz iyi geceler" dediğinde yaren sona ermiş olur.
Sezonun en son ocağında, geçmiş haktan için helalleşme yapılır.
Yaran sohbetinin bir sırrı dışarıda konu edilirse onu söyleyen uşak için Başağalardan birisi Çavuşa, o kişinin adını söyleyerek; "Ayakkabılarını
ortaya getirin" der. Buna yarenden atma denir. Ayakkabısı ortaya konan kişi yareni ten' eder. Bir başka yaran" onun suçu yoktu" diye savunacak olursa hemen Başağa "onun da ayakkabısını getirin" der o da yaren dışı edilir.
Eskiden ocaktan başka ısınma olmadığı zamanlarda yaran odası ocakta yanan ateşle ısıtılırdı. Ocak yakılan yere ocaklık denir. Bugün ismi şehirlerde şömine olarak geçer. Halk arasında Baba ocağı atanın, babanın doğup büyüdüğü ev anlamına gelir.
Yaran, Anadolu'nun Türkleştirilmesinde ön ayak olan Ahi geleneklerinin en önce gelen ve köyümüz - hatta yakın zamana kadar Ankara'da yaşayan köylülerimiz arasında -sürdürülen bir gelenektir.

 
Köy Tarihi PDF Yazdır E-posta

TARİH:

Çankırı bölgesi , kuruluş bakımından Milattan önceki yüzyıllara dayanan Anadolu’nun eski yerleşim merkezlerinden biridir. Orta Asya kökenli olduğu bilinen Etiler, tahminen Milattan 3000 yıl önce Anadolu’ya geldikleri zaman Kızılırmak kenarına ve yakınlarına yerleşmişlerdir. Bu İtibarla Çankırı ve yöresinin Etilerin yerleşim bölgesi olduğu bu döneme ait kalıntılardan anlaşılmaktadır. Etiler’den sonra Anadolu, Paflogonlar, Persler, Galatlar, Romalılar ve Bizanslıların istilasına uğramıştır. 1071 Malazgirt savaşı ile açan Anadolu’yu Türklere açan Alparslan’ın Emirlerinden ve Torunu Danişmend Ahmet Gazi Malatya'da bir Beylik kurmuş, önce Tokat ve Çorum Şehirlerini ele geçirdikten sonra Çavlı Bey'in kumandanlarından Karatekin Gaziyi Çankırı kalesinin fethine memur etmiştir. 1082 yılında Çankırı'yı fetheden Emir Karatekin burayı idari merkez yapmıştır. 11000 yılında Danişmentlilerin toprakları Selçuklulara iltihak edince Çankırı da Selçuklu yönetimine girmiş, Selçuklu Devleti'nin parçalanması ile bu yörede Çandaroğulları Beyliği kurulmuştur. Beyliklerin dağılması üzerine Çankırı 1389 yılından itibaren Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Bakırlı Köyünün yerleşim alanı Çankırı'ya 33 km. olması nedeniyle tarih bakımından da Çankırı tarihine benzerlik arz etmektedir.
Bakırlı köyünün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekte ise de, İnderesi mevkiindeki odalar halinde oyulmuş mağaralar ve kalıntılara bakıldığında buralarda M.Ö den beri insanların yaşadığı anlaşılmaktadır.


Yaylalarımızın bulunduğu mevkiinde M.Ö.sine ait Hitit (Etiler) dönemi kalıntılara rastlanmıştır. Köyümüz eşrafından Hacı Halil Oflaz tarafından, iki insanı n rahatlıkla sığabileceği büyüklükte Etiler dönemine ait bir küp bulunmuş olup, bu küp halen Ankara Arkeoloji Müzesi Bahçesinde sergilenmektedir. Yine aynı mevkide Hitit dönemine ait para ile Ahlatlı Çukur denen yerde çanak, çömlek, cam eşya kalıntılarına rastlanmıştır.


Bakırlı Köyünün eski adı ARAP olup, Köyün etrafında Bakirli Tepesinde ve Tosun Taşı mevkiinde bakır oluşumları bulunması nedeniyle 1930'lu yıllarda ismi BAKIRLI olarak değiştirilmiştir.
Bakirli Köyünün kuruluşu ve ismi ile ilgili değişik söylenceler vardır.


Oğuz boylarının Anadolu'yu yurt edinmeye başladığı yıllarda Emir Karatekin ile Çankırı yöresine gelen Türkmenlerin buralara yerleştiği, yerleşim yerlerine gelen obaların (Kayı, Karakoçaş, Çapar, Dodurga, Çavundur, Özbek gibi) isimlerinin verildiği bilinmektedir. Arap Köyü'nün de Oğuzların Türkmen-Teke-Ötemiş-Saçmaz boylarından Arap Obasından Arap Ali'nin kurduğu, isminin de kurucusundan geldiği rivayet edilmektedir.


Bir rivayete göre, köyün bugünkü yerinde 10-15 aile yaşamakta iken, diğer taraftan köyün sınırları içinde bulunan Yoncalı, Yuva, Yörük mevkilerinde yaşayan diğer Türkmenlerin de o dönemdeki eşkıya baskısı ve istilalara karşı koyamadıklarından evlerini terk ederek kendilerini güvenceye almak için Arap Ali ile birleşerek köye iltihak ettikleri söylenmektedir.
Türk Tarih Kurumu VII Dizi Sa246 yayınlarından;
Abdülkadir İnan'ın "Tarihte ve Bugün Şamanizm" eserlerinde belirtilen;
-Güneş ve ay tutulduğu zaman, bunları kötü ruhun elinden kurtarmak için, bağırıp çağırmak, davul veya teneke çalmak
-Ormanların ve ağaçların kutsal sayılması,
-Ateşe bakıp kehanette bulunmak, ocakta külün kıpırdadığı görülürse ailede çocuk doğacağını yorumlamak.
-Aile ocağına bağlı kalmak, Atamızın yaktığı ocağı bayramlarda ziyaret etmek.
-Loğusayı Albastıdan korumak için kırmızı şerbet sunmak,
-Aşık Kemiği ile oyun oynamak.
-Kürek Kemiği ile fal bakmak,
-Büyükanalara Ebe şeklinde hitap etmek,
-Yağmur duasında kırk bir taşa dua okuyup suya atmak,Gelinin geldiği gün başında buğday, çerez gibi saçı saçmak,
-Gelinin muayyen bir süre kayınbaba ve kayınbiraderleri ile yüksek sesle konuşmaması.
-Değişik suretlerde görülen, yolcuların yolunu şaşırtan yanlış yerlere çeken Albıs, Azıtmaç söylentileri.
-Çocuk dünyaya geldiğinde ziyafet çekilmesi,
-Yağmur duasında elbiselerin ters giyilmesi,
-Kutlu ağaçlara, çalılara bez, paçavra bağlanması gibi, Orta Asya Şamanizm’inden kalma inanç ve adetlerin, köyümüzde de uygulandığı, bu adetlerden de görüleceği gibi Köylülerimizin Orta

Asya Kökenli Oğuz Türkmen boylarından olduğu anlaşılmaktadır.
Köy halkı asilere ve eşkıyaya baskısına karşı korunmak için Göz Kayalarında devamlı nöbetçi bırakarak gözetleme yaptığı, gelenler olduğunda işaretle köy halkına haber verilerek Göz Kayalarına saklanıldığı, Göz Kayaları isminin de bundan kaldığı, söylene gelmektedir.


Tarihe bakıldığında 1800 yılların başında Anadolu'da isyanların olduğu, aynı dönemde Çankırı ve yöresinde Kadıkıran Mehmet diye anılan bir eşkıyanın (Levent Eşkıyasının) ayaklandığı bilinmektedir. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın
Osmanlı’ya ait isyanı ile Anadolu'ya girişi ve kumandanı Koca Arap'ın, Osmanlı Ordusuna katılmak isteyen Levent Eşkıyası üzerine yürüdüğü, iki ordunun Dümeli (Eldivan) ovasında karşıladığı,Koca Arap'ın yenilerek güney yönünde kaçtığı, kaçarken köylerden birinde köylüler tarafından yakalandığı ve öldürüldüğü Çankırı tarihinde yer almaktadır.Yaşlı köylülerimizin "çok önceleri köyümüzde bir Arap büyüğünün öldürüldüğü yüzünden Arap'ın öldürüldüğü köy anlamına ARAP ismi verildiği Çankırı tarihindeki bilgi birleştirildiğinde Köyümüzün, 1830 yıllarında kaçan Arap birliği yakalayıp komutanının cezalandıracak kadar kalabalık olduğu anlaşılmaktadır.


Köyümüzü kuranların cami önünde bulunan Acıpınar (Maden Gölü) çevresinde yerleştiği, köyün ilk çeşmesinin burası olduğu, diğer çeşmelerden Şabandere pınarının 1849 yılında, İnderesi ve köy ortasındaki pınarların 1869 yılında yapıldığı, büyüklerimiz tarafından bilinmektedir. Ense ve Aşağıpınarların 1900 yılları başında, köy camisinin ise 1904 yılında yapıldığı, üzerinde yazılı tarihten anlaşılmaktadır.


Bakırı Köyü, Anadolu'nun fethinden sonra düşman işgaline uğramamış nadir köylerdendir. Buna rağmen dedelerimizin Yemen'e gittiği, Balkan Harplerine, Kafkas Savaşlarına, 1. Dünya Harbine ve Kurtuluş Savaş'ına katıldıkları ve bu uğurda pek çok şehit verdikleri, İstiklâl Harbinde İnebolu'dan gelen silah ve cephaneleri köyümüzün önünden geçen Ulu Yoldan Ankara'ya kağnı arabaları ile ninelerimizin taşıdığı ve asker sevkıyatında köyümüzün konaklama yeri olduğu bilinmektedir.

 
Daha Fazla İçerik...
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 2